Türk entelektüel yaşamı, kuruluşundan bu yana devletle ve toplumla karmaşık bir ilişki içinde olagelmiştir. Cumhuriyet’in ilanıyla başlayan modernleşme çabalarında kilit rol oynayan aydınlar, zamanla iktidarla olan ilişkileri, bağımsızlık düzeyleri ve toplumsal gerçeklikle bağları konusunda ciddi sorgulamalarla karşı karşıya kalmıştır. Günümüzde ise Türkiye, eleştirel düşünebilen, cesur ve bağımsız yeni bir aydın kimliğini bulma arayışında önemli bir dönemeçte bulunmaktadır.
Türkiye’nin siyasi ve toplumsal dinamikleri içerisinde aydının rolü, sürekli bir dönüşüm ve tartışma konusu olmuştur. Erken Cumhuriyet dönemi aydınları, Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde ulus devletin inşasında ve modernleşme projesinde aktif rol alırken, bu süreçte genellikle devletin rehberliğinde hareket etmişlerdir. Ancak çok partili hayata geçişle birlikte siyasi kutuplaşmalar, darbeler (1960, 1971, 1980, 1997) ve son olarak 2016’daki darbe girişimi, aydınların konumunu daha da çetrefilli hale getirmiştir. Bu dönemlerde aydınlar ya iktidarın yanında yer alarak ‘devlet aydını’ kimliğine bürünmüş ya da muhalif kimlikleriyle bedel ödemişlerdir.
Türkiye’de Aydın Kimliği Nasıl Şekillendi?
Aydınların tarihsel süreçteki konumlanışları, onların topluma karşı sorumluluklarını ve bağımsızlıklarını sorgulatmıştır:
- Erken Cumhuriyet Dönemi ve “Devlet Aydınları”: Cumhuriyet’in ilk yıllarında aydınlar, devletin belirlediği ideoloji doğrultusunda toplumu dönüştürme misyonunu üstlenmişlerdir. Bu durum, onların devlete olan bağımlılıklarını artırmış ve eleştirel potansiyellerini sınırlamıştır.
- Çok Partili Dönem ve Kutuplaşma: Adnan Menderes dönemiyle başlayan sağ-sol kutuplaşması, aydınları da farklı kamplara ayırmıştır. Askeri müdahalelerle birlikte, iktidara yakın duran aydınlar yükselirken, muhalif olanlar susturulmuştur.
- Soğuk Savaş Sonrası “Liberal” Dönem: 1990’lar sonrası küreselleşme rüzgarlarıyla birlikte, Türkiye’de “liberal aydın” kimliği ön plana çıkmıştır. Bu kesim, bir dönem devletin bazı uygulamalarını ve hatta dış müdahaleleri (örneğin Irak Savaşı) meşrulaştıran söylemler geliştirmiştir. Ancak bu duruş, onların bağımsızlıkları ve eleştirellikleri konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirmiştir.
- AKP İktidarı ve “Muhafazakar Aydın” Dönüşümü: AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte, uzun yıllar muhalif pozisyonda olan muhafazakar ve İslamcı aydınlar devletle bütünleşmeye başlamış, böylece yeni bir “devlet aydını” sınıfı ortaya çıkmıştır. Bu durum, eleştirel düşüncenin yerini iktidar övgüsüne bırakma riskini taşımıştır.
Peki, Yeni Aydın Kim Olmalı?
Türkiye’nin mevcut entelektüel krizden çıkabilmesi için, gerçekten bağımsız, cesur ve toplumsal vicdanı temsil eden yeni bir aydın tipine ihtiyaç duyduğu belirtilmektedir. Bu yeni aydın modelinin taşıması gereken temel özellikler şunlardır:
- Bağımsızlık: Her türlü siyasi iktidardan, ekonomik çıkar grubundan ve ideolojik kamptan bağımsız duruş sergileyebilmeli.
- Cesaret: Gerçekleri dillendirmekten, eleştirel bir duruş sergilemekten ve güçlüye karşı hakikati savunmaktan çekinmemeli.
- Toplumsal Duyarlılık: Toplumun farklı kesimlerinin sesini dinlemeli, onların sorunlarına empatiyle yaklaşmalı ve adalet arayışlarına öncülük etmeli.
- Eleştirel Düşünce: Dogmalara ve kalıp yargılara meydan okuyarak, sorgulayıcı ve yapıcı eleştirilerle toplumsal gelişime katkıda bulunmalı.
- Hakikate Adanmışlık: Şahsi çıkar ve statü beklentilerinden arınmış, tek amacı hakikatin peşinde koşmak olmalı.
Bu özelliklere sahip bir aydın sınıfının varlığı, Türkiye’nin demokratik olgunlaşması, toplumsal barışı ve geleceğe daha sağlam adımlarla yürümesi açısından hayati öneme sahiptir. Aksi takdirde, iktidarların sesi olan veya sessizliğe bürünen bir entelektüel yapı, ülkenin düşünsel gelişimini sekteye uğratacak ve toplumu kör bir noktaya sürükleyecektir.
Türkiye Yeni Aydınını Bulmalı Mı?
Kesinlikle evet. Türkiye, eleştirel, bağımsız ve toplumsal vicdanı temsil eden yeni bir aydın kimliğine mutlak suretle ihtiyaç duymaktadır.
